“Tevhidi Sosyal Düşünce”

BATI MEDENİYETİ’NİN “NARSİSİZMİ VE TERÖR KÜLTÜRÜ” GELENEĞİ EKSENİNDE KUR’AN-I KERİM’E YAPILAN SALDIRILARIN ANLAMI

Son dönemlerde başta İsveç ve ardından Danimarka’da olmak üzere ideal İskandinav’lar şeklinde sosyal ilimler alanlarında örnek gösterilen; ileri demokrasinin, sosyal politika uygulamalarının ve insan hakları alanlarındaki gelişmişliğinin şampiyonları bu ülkelerde, “Kur’an-ı Kerim yakmak” gibi narsist pagan Batı kültürünün dini terör uygulamalarına şahit olmaktayız.

Narsisizm kavramının içinde kişinin/toplumun kendisine, aklına, gücüne karşı duymuş olduğu hayranlığı ifade ederek, en üst derecedeki “ego” kavramına sahip olmayı içeren bozuk, hastalıklı bir kavramdır. Buna göre Narsisizm, insan, toplum veya medeniyet boyutunda; psikiyatrik rahatsızlığı, nevrozluğu, paranoyaklığı veya psikoza girmişliği içeren bir hastalıklı haldir. Batı medeniyeti ve ona bağlı toplumların/ülkelerin ve insan tipinin; teslis inancı ve ardından gelen sanayileşmedeki güç, paganist pozitivist ve hermonotik düşünce yapısı bu medeniyeti ve unsurlarını narsist hastalıklı bir anlayışın içine sokmuştur. Bu bozuk hastalıklı psikolojik hal, Batı medeniyeti zihniyet dünyasında; hıristiyanlığa dayalı bir “kültür terörü” ve “din terörünün” üretilmesi eğilimi ortaya çıkmıştır.

Demokrasi, insan hakları özgürlüklerin gelişmesi gibi kavramlarla insanlığı meşgul eden, Batı dışı toplumları ve özellikle de İslam dünyasının yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömüren Batı Medeniyeti ve onun mensupları, esasında insanlığın huzur ve mutluluğunun yok edici kültürüne mensup bir yapıdır. Hıristiyan olan ABD İkinci Dünya Savaşı sürecinde, Japonya’ya attığı atom bombasıyla Japonya’daki sivillerin, yaşlıların, çocukların öldürülmesine neden olmuştur. Fakat bu dünya kamuoyuna hıristiyan terörü kültürü olarak gösterilmemektedir. Yine bu bağlamda Avrupa coğrafyasındaki Bosna’da yapılan Srebrenitsa Katliamı, bir hıristiyan terörü katliamı değil midir? Yani bu yapılanlar birer dini terör hareketleri değil midir? Tüm bu göstergeler iç dünyasında Narsisizm bozukluğunu ve dini terör duygularını barındıran bir Batı medeniyetinin 21. Yüzyılda, insanlık fukarası kültürel çöküş işaretlerini ortaya çıkarmaktadır.

İslam ise 21. Yüzyılda da insanlığa; huzur, adalet, sevgi, paylaşma, “ben için de biz olmayı” öne çıkartan bir anlayışa sahiptir. Yine İslam medeniyeti değerleri; Batı medeniyetine ait olan “ben ve öteki” çatışmasını, insanı ve toplumu atomize edici, insanı toplumda tek başına yalnız bırakan, toplumcu birlik olmayı parçalayan düşünce anlayışını ve elitis seçkinciliğe dayalı sömürüyü reddeden yüksek barış ve huzur kültürü ören bir dindir. Yani İslam medeniyet değerleri ve zihniyet dünyası Batı medeniyetinin iki yüz yıldır sömürdüğü ve yok ettiği yüksek ahlaki değerleri en üst seviyeye çıkaran ve bunu tüm insanlığa sunan bir anlayışa sahiptir. Bundan dolayı İslam medeniyeti ve İslam zihniyeti evrensel ölçekte tüm insanlığa yüksek huzur, adalet ve barış sunan büyük bir kültürüdür. Bu yüksek kültüre sahip değerlerin, Batı medeniyetinde hiçbir zaman bulunmadığı açıktır. Buna ilaveten Batı medeniyetinin kendisini de yenileyememesi ve bunun sonucunda kısır bir tekrara düşmesinin getirdiği sosyolojik ve sosyo-psikolojik bunalım sonucu bu yapıdaki antroposentrik küresel hegemonlar, İslam medeniyetinin insanlığa sunduğu huzur ve barış zihniyetine karşı “İslamofobi” iftirasında bulunmaktadırlar. Bu küresel hegemonların geliştirdikleri bir başka stratejileri ise Tek İlah (Ehad) Allah’ın insanlığa gönderdiği son mesajları olan Kur’an-ı Kerim’i yakmaya yön veren bir tutum içerisine girmişlerdir. Oysa dünyada korkulan insan tipi; Beyaz Anglo-sakson ve Batı medeniyetinin kıta avrupası insanı olan insan tipidir. Yani Anglo-Sakson ve kıta Avrupası inasın olan "Beyaz Adamdır". Bu Anglo-Sakson Beyaz Adam ve onun temsil ettiği kültürün terörlük boyutu Afrika’da oldukça açık bir şekilde gözükmektedir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim yakanları lanetliyor, bunlara demokrasi ve özgürler bahanesiyle sahip çıkan ülkeleri de bu dini ve kültürel teröre destek vermiş olmaktan sorumlu tutuyoruz.

Sonuç olarak İsveç, Danimarka, Yeni Zelenda ve bazı diğer Batı medeniyet mensubu ülkelerde de İslam’a karşı paganist içerikli teslis inanç merkezli hıristiyanlık terörü işlenmektedir. Batı medeniyetin narsisizm içerikli bozuk ve hastalıklı ruh haliyle demokrasi, insan hakları ve özgürlerin gelişmesi fikrilerini savunmalarının arkasında; saldırgan egoist kültürleri ve dini terör anlayışları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2023’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “kutsal kitaplara yönelik şiddeti uluslararası hukukun ihlali olarak” tanımıştır. Kur’an-ı Kerim’i yakma gibi eylemleri de şiddetle kınamıştır. Bu yönde bir yasa tasarısını da kabul etmiştir. Tüm bunlara rağmen aşırı milliyetçi terör, din terörü ve kendisine hayranlık psikolojisi ile içine düşmüş narsisizm duygusu tüm insanlığın Batı medeniyetinden korkulması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Yani “narsist Batı medeniyetinden duyulan korkuyu/narcissistic phobia of western civilization” geliştirmiştir. Bu noktada Büyük Türk-İslam Medeniyet düşünürü Mevlana’nın; “Köpeklerin ağzı değdi diye deniz kirlenmez” sözü önemli bir hatırlama olarak hem tüm insanlığa ve hem de tüm kültür ve medeniyet yapılarına sunulabilir.

Yazarın Son Makaleleri

Sosyal Ağlarda Paylaş

Twitter Facebook Google+ E-mail

Kategoriler

Son Yazılar